15519,48%-0,48
43,30% 0,03
50,69% 0,16
6727,69% 0,14
11020,92% 0,00
BASIN VE KAMUOYUNA
VE DEMOKRASİ!
31 Ocak 1990 akşamı evinin önünde iki kahpe kurşunla katledilen Kurucu Genel Başkanımız Prof. Dr. Muammer Aksoy'un, 3 yıl sonra da 24 Ocak 1993 sabahı otomobiline konulan bomba ile alçakça paramparça edilen Kalpaksız Kuvvacımız Uğur Mumcu'nun yaşamdan koparılmaları, batı emperyalizminin ülkemizi güdümünde tutma amaçlı 90’lı yıllar seri aydın cinayetlerini başlatan kanlı eylemleridir.
Amerikancı 12 Mart 1971 faşizminin demokrasiyi rafa kaldırıp özgürlükçü 1961 Anayasasını budamasıyla girilen Kemalist Cumhuriyet’ten kopma yolculuğu, ABD başkanı Carter’in “Ourboys”u Kenan Evren Cuntası’nın 12 Eylül 1980 faşist darbesiyle sürmüş, antidemokratik 1982 Anayasası ve darbe hukuku ile sosyal yaşam, toplumsal örgütlenme, basın özgürlüğü, üniversite özerkliği ve kültür-sanat ortamı baskı altına alınarak bugünlerin zemini oluşturulmuş, süreçte ülkemiz önce neoliberal soygun düzenine, ardından da 2000'li yılların emperyal destekli Siyasal İslam çıkmazına mahkum edilmiştir.
Bu nedenle her yıl 24- 31 Ocak Adalet ve Demokrasi Haftası'nda bir yandan aziz şehitlerimizi anıyor, bir yandan bu emperyal tuzakların perde arkasını, nedenlerini ve sonuçlarını irdeliyor, bir yandan da yeni tuzaklara düşmemek için ders çıkarmaya çalışıyoruz.
Prof. Dr. Muammer Aksoy, kendisi gibi Cumhuriyetin kuruluş ayarlarından ve Atatürk’ün akıl ve bilim yolundan uzaklaştırılmasının yarattığı tehlikenin farkında olan 49 Cumhuriyet Aydını ile birlikte 19 Mayıs 1989 tarihinde Atatürkçü Düşünce Derneği’ni kurdu. Derneğimizin, kuruluş bildirgesiyle ortaya koyduğu yol haritası ve çalışmaları emperyal güçleri öyle ürküttü ki, çareyi Muammer Aksoy’u susturmakta buldular. Bu menfur cinayet toplumumuzu ne kadar derinden üzdüyse; 300 yıldır bölgemiz ülkelerini sömüren çok uluslu petrol şirketlerini, özgür bireyden ve uluslaşma bilincinden korkan Laik Cumhuriyet düşmanı Karşı Devrimcileri, emek, kadın ve öğretmen başta olmak üzere toplumsal örgütlülüğü çıkarlarına aykırı gören neoliberal “serbest piyasa” baronlarını, özerk üniversite karşıtlarını ve “Yeni Osmanlıcılık”hayali ile yemlenen kifayetsiz muhterisleri de o kadar sevindirdi.
Kurucu üyemiz Doç. Dr. Bahriye Üçok, Çetin Emeç, Turan Dursun, Musa Anter cinayetlerinin ardından Mumcu’nun da öldürülmesi toplumda büyük infial yarattı, yüz binler Ankara’ya aktı. Yetkililer bu suikastın mutlaka çözüleceği sözünü verdilerse de duvardaki o tuğla bir türlü çekil(e)medi. Çekil(e)medi çünkü; Uğur Mumcu da hocası Muammer Aksoy gibi Aramco’dan PKK’ya pek çok hain çarka çomak sokmuş, emperyalistlerle dinci ve bölücü uşaklarını ziyadesiyle huzursuz etmişti. Sonuç olarak, o hain tuğla o menhus duvarı ayakta tutmaya devam ediyor hâlâ.
Muammer Aksoy ve Uğur Mumcu yürekli Kemalist Devrimciler, kararlı Laik Cumhuriyetçiler, sözlerine güvenilen saygın toplum önderleri ve gerçek aydınlar oldukları için yok edildiler. Bu nedenle yapılması gereken, sadece katlediliş yıl dönümlerinde kırmızı karanfiller ve nutuklarla anmak değil, uğruna can verdikleri düşüncelerini, değerlerini, hedeflerini savunmak ve kitleselleşmelerini sağlamak, Uğur Mumcu’nun “Laiklik ilkesini savunmak için Atatürk gibi yürekli, Atatürk gibi inançlı olmak gerekir. İzinden gittiklerini söyleyenler gibi ürkek, kararsız ve inançsız değil." diyen sesine kulak vermektir.
Emperyal tertipler bunlarla bitmedi bilindiği gibi. Jandarma Genel Komutanımız Orgeneral Eşref Bitlis’i, Genel Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı, üyemiz Necip Hablemitoğlu’nu, Diyarbakır Emniyet Müdürümüz Ali Gaffar Okkan’ı da katleden aynı karanlık odaklar eş zamanlı olarak, CIA marifetiyle örgütledikleri F Tipi Cemaat (artık FETÖ deniyor) yapılanmasını güçlendirip yaygınlaştırdılar. Hareketin başına getirdikleri, milyarlarca dolar kaynağa ulaşmasını ve dünyanın dört bir yanında okullar açmasını kolaylaştırdıkları İzmir Kestane Pazarı’nın sümüklü vaizini “Dinler arası diyalog” palavrasıyla Papayla bile görüştürerek parlattılar, adeta siyasi kıble konumuna getirdiler. İktidar tarafından da yıllarca desteklenip devlette kadrolaşmasına olanak sağlanan ve ne istediyse verilen bu “Muhterem Hoca Efendi Hizmet Hareketi”nin nelere neden olduğu ise herhalde herkesin malumudur. Hal bu iken, yine emperyalizm işbirlikçisi diğer tarikat ve cemaatlerle iş tutulduğu da, Irak’tan Libya ve Suriye’ye bölgemizde yaşananlar bağlamında ülkemizin içine düşürüldüğü durum da ortadadır.
Sözün özü; Batı emperyalizmi 100 yıllık Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni din devletine dönüştürerek parçalama hedefine bu kez BOP ile yürüyor ve artık niyetini ABD Büyükelçisi TomBarrack’ın ağzından açık açık dillendirmekten de çekinmiyor.
Öyleyse her yurttaşımız, Atatürk’ün 20 Ekim 1927 tarihinde 6 gündür okumakta olduğu Nutuk’un son sayfasındaki “Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen millî felâketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.
Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum.” sözlerini ve devamında “Ey Türk İstikbalinin Evladı, İşte bu ahval ve şerait için de dahi vazifen Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!” diyerek verdiği görevi daima aklında tutmak zorundadır.
Türk Ulusu, değişmez önderinin bu kutsal emanetine mutlaka sahip çıkacak, verdiği görevi her ahval ve şeraitte yapacak, katledilen evlatlarının hesabını da soracak, tüm emperyal tuzakları da bozacak ve Cumhuriyetini ilelebet payidar kılacaktır.
Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, Kemalizm’in namus sesini bir sis çanı gibi yurdumuz semalarına asarak Yeniden Atatürk Cumhuriyeti’ne ulaşma azim ve kararımızla başta Muammer Aksoy ve Uğur Mumcu olmak üzere bütün devrim şehitlerimizi minnet ve şükranla anıyor, aziz hatıraları önünde tazimle eğiliyoruz.
Saygılarımızla.
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL MERKEZİ