Derinlemesine içerilere girince söylentilerin yanlışlığı çıkar ortaya. Öncelikle insanı kitap okur gibi okumak gerek. Önyargı, damgalama yapmayacaksınız. Başkalarının söylediklerine inanmayacaksınız.
Her anı kendiniz birebir yaşayacaksınız. Önce kendi içinize bakacaksınız. Bebeklikten başlayarak hangi aşamalardan geçtiniz? Bulunduğunuz konuma gelinceye kadar kendi kitabınızın sayfalarına hangi olayları sığdırdınız, öncelikle bunu görmek gerek? Olaylar karşısında herkesin bakış açısı farklıdır. Onun için başkalarının sözü ile hiç hareket etmemek gerek. Tanımak için o kişiyi kendiniz değerlendirmelisiniz.
Önyargı bu konuda en büyük yanılgı olacaktır. Önyargı ve damgalamanın olduğu yerde gerçeklik yoktur. Kıskançlık, yanılgı, kötü niyet, sağlıksız değerlendirme, başkalarının ağzına bakma vardır. Bu durumu açıklayan bir örnek vereyim:
Lisede 9. sınıfta bir öğrencim bütün öğretmenler tarafından canavar, küstah, terbiye görmemiş olarak damgalanmıştı. Dersine yeni girecek öğretmenler de önyargılı olarak öğrenciyi canavar olarak yaftalıyorlardı. Bayan öğretmenler, “Dursun” denilince salavat getiriyorlar. O sınıfı kimse almak istemediği için Müdür bana verdi. Sınıfa girdim, çocuk gerçekten bir facia, ders işlemeyi bırakıp onunla mücadele etmek zorunda kaldım. Sırasına gittim yanında oturdum; futbol, şiir, sevdiklerni v.b gibi konulardan bahsettim. Zil çalınca teneffüste özel görüşüp onu tanımaya çalıştım.
Babası albay. Anne-baba boşanmış. Çocuk baba ile kalıyor. Baba sürekli operasyonlara gidiyor. Evine ayda bir geliyor. Çocuk ortaokul birinci sınıfta çok başarılı imiş. Aile parçalanınca, baba operasyonlara gidince çocuğun başarısı düşmüş. Okula defter kitap getirmiyor. Bu durumda baba her gelişinde çocuğu dövüyor ağır hakaretler ediyormuş. Orta okul rica minnet bitirilmiş. Ortaokul son sınıfta ergenlikten sonra iriyarı kocaman bir adam olunca herkese posta koyar hale gelmiş. Öğretmen öğrenci fark etmiyor onun işi vurmak kırmak. Sordum neden böyle davrandığını. Bunun kötü bir şey olduğunu anlattım.
“Mutlu insanlar bana batıyor, öğretmen öğrenci değişmez hocaaa! Beni anlayacak bir canlı yok yeryüzünde. Doğru bir adım atayım diyorum, adımız çıkmış bir kere. Hocalar ters, öğrenciler serseri ben de hırsımı alıyorum hepsinden.”
Ondan sonra Dursun’u her gün bir teneffüs çağırıp görüştüm. Sınıfta arkadaşlarının eğitim ve öğretimini engellediğini, buna hakkı olmadığını, sessiz oturursa sene sonunda sınıfta bırakmayacağımı, kendisini arkadaş olarak kabul ettiğimi söyledim. Ders dışında onun hoşlandığı şeylerden konuştum. Sevgililer dahil. Çok yakınlaştı bana. Bir ay sonra defter ve kitapla geldi.
“Üç sene oluyor defter kitabı atalı. Siz bana defter kitap ile okula gelmeyi öğrettiniz hocam. Bundan sonra ben de ders işleyeceğim,” dedi.
Bir alkış koptu sınıfta. Dursun canavarlıktan insanlığa döndü. Başlarda bocaladı. Sonra dinledikçe açıldı, soru sormaya başladı. Zeki çocuktu. Sene sonunu mutlu yakaladık. Sınıf havasının değişimi Dursun’un değişimi ile gerçekleşti.
Celil Boz. (celilboz@yahoo.com)
Eğitimci Sosyolog
09/03/2026